9 Mayıs 2009 Cumartesi


KUR’ANDA TESBİH KAVRAMI

Tesbih kelimesinin kökü ‘se-be-ha’ fiilidir. Se-be-ha sözlükte yüzmek, uzaklaşmak, yıldız hızlı hareket etmek, bir topluluğun yeryüzünde yayılıp hakim olması, suyun yayılıp kaplaması gibi anlamlara gelmektedir. ‘es-Sebhu’ suda ve havada hızlı yayılışı ifade eder. Mecazen yıldızların uzaydaki hareketleri için kullanılır: "ve kullün fi felekin yesbehûn" (Hepsi bir yörüngede akıp/yüzüp gitmektedir) (21/Enbiya, 33; 36/Yasin, 40). Atların hızlı koşması ‘sebh’ (sebhan) fiili ile ifade edilir. İşlerdeki süratli koşuşturma için de aynı kelime kullanılır: "Senin için gündüz uzunca bir koşuşturma vardır." (73/Müzzemmil, 7). ‘Se-be-ha’ fiilinden türeyen tesbih, Allahu Teala’yı tenzih etmektir. Söz, fiil ve niyet olarak ibadetlerin geneli için kullanılır. (Rağıb). Kelimenin kök anlamı göz önüne alındığında, Allah’ı iman ve amelle tenzih edişte sürekliliği, sağa sola sapmamayı ve tezliği ifade ettiği düşünülebilir. Elmalılı Hamdi Yazır, ‘tesbih’i, "Allah Teala’yı Cenabı akdesine layık olmayan şaibelerden gerek itikaden, gerek kavlen ve gerek kalben tenzih etmek ve uzak tutmaktır" diye tanımlamaktadır.
Kuranda –sebbeha-fiili bazen mazi sigasıyla(geçmiş zaman kipiyle)-Hadid/1 de olduğu gibi kullanılmıştır.Bazen de muzari sigayısla(geniş zaman),ara sıra da gelecek zaman kipiyle kullanılmıştır.21/20,39/75,40/7,41/38,42/5 ayetlerinde olduğu gibi.Bu farklılık kainattaki her zerrenin Allah’a hamd etmiş olduğuna ,hala etmekte olduğuna ve gelecekte de edeceğine delalet eder.

Tesbih kavramı Kuranda bir çok yerde geçer ve Alllaha boyun eğmenin,emirlerini uygulamanın bir ifadesi olarak kullanılır.Tesbih kelimesi bir çok ayette hamd ifadesi ile geçmektedir.
Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun heybetinden dolayı tesbih ederler. Onlar, Allah hakkında mücâdele edip dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve O, azabı pek şiddetli olandır.Rad/13
O halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol.Hicr/98
Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O'nu tesbih eder; O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Doğrusu O Halim olandır, Bağışlayan'dır.İsra/44
Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter.Furkan/58
O halde sabret, çünkü Allah'ın va'di haktır; günahının bağışlanmasını dile ve akşam-sabah Rabbini hamd ile tesbih et.Mümin/55
Artık Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlamasını dile! Muhakkak ki, O, çok bağışlayandır.Nasr/3
Bu ayetlerde Allah’ı hamd ile tesbihten bahsediliyor.Demek ki hamd ile tesbih kavramları birbirlerini tamamlıyor.Allahı hamdetmeyen toplum veya şahışlar gerçek anlamda Allahı tesbih etmemiş sayılır.
Haydi, Rabbinin yüce ismi ile tesbih et.Hakka/52
Kainattaki her şey elektrona varıncaya kadar hepsi,Allah’ı tesbih etmektedir:
Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve tesbihini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.Nur/41
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, azîzdir, hakîmdir.Hadid/1
Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.Haşr/1
O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar, O'nu tesbih ederier. O, öyle üstündür, öyle hikmet sahibidir.Haşr/24
Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. O, güçlüdür, Hakim'dir.Saf/1
Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, azîz ve hakîm olan Allah'ı tesbih eder.Cuma/1
Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Allah'ı tesbih ederler. Hükümranlık O'nundur, Övülmek O'na mahsustur. O herşeye Kadir'dir.Tegabun/1
Tesbih kavramıyla ilgili dikkat edilmesi ayetlerden birisi de Kalem suresindeki bahçe sahiplerinin tavırları:
En mutedil olanları: «Ben size Rabbinizi tesbih etsenize, demedim mi?» dedi.Kalem/28
Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.Kalem/29
Bahçe sahiplrindeki mutedil –vasat-kişi ,onların aldığı karara uymak istemiyordu.Onlara tesbih etmeleri gerektiğini söylüyordu.Ama bu tesbih,bizim bildiğimiz yani her gün ikame ettiğimiz namazdan sonra çekilen tesbih olmadığı aşikardır.Burada Rabbin tesbih edilmesi,miskinlere verilmesi gereken payın verilmesiydi.Başka bir deyimle Allahın emir ve iradesine teslim ve tabi molamktı.Bunun aksi ise zulümdür.Yani miskinlere verilmesi gereken payın verilmemesi zülümdür.
Kuran,tesbih kavramın bir bütünlük içinde, insanın hayatının her alanında tesbih etmesi gerektiğini vurguluyor:
Allah'ın yüksek tutulmasına ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O'nu tesbih ederler.Nur/36
Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık.Enbiya/79
Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam- sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi.Sad/18
Gece gündüz (hep Allah'ı) tesbih ederler, usanmazlar
.Enbiya/20
Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adaletle hükmolunmuş ve «alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun» denilmiştir.Zümer/75
Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler; O'na inanırlar. Müminler için: «Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru» diye bağışlanma dilerler.Mümin/7
Eğer büyüklük taslarlarsa kendi aleyhlerinedir. Rabbinin katında bulunanlar hiç usanmadan, O'nu gece gündüz tesbih ederler.Fussilet/38
Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır.Şura/5
Kuşkusuz Rabbin katındakiler O'na kulluk etmekten kibirlenmezler, O'nu tesbih eder ve yalnız O'na secde ederler.Araf/206
Bu ayetler benzeri bir çok ayet vardır Kuranda.Kurani kavramlar,yaşanan tarihsel süreç içerisinde asli anlamlarından soyutlanıp,daha çok şekilsel anlamlar kazandırılmıştır.Bu da bizlerin Kurandan uzaklaşmasının sonucunu doğurmuştur.Kuranı anlamak istiyorsak kavramları yerli yerinde kullanmak ve Kuranın o kavrama biçtiği rolü kavramak gerekiyor herhalde.İnsanlar dinini gerçek anlamda öğrenmezse ,Allahı gerçek anlamda tesbih edemez.

4 Mayıs 2009 Pazartesi


TEFSİR VE TE’VİL KAVRAMI
Tefsir kelimesi ''fesere'' veya taklib yoluyla ''sefere'' köklerinden gelmektedir. ''fesere'' kelimesi lügatte, tabibin hastalığı teşhis için bakmış olduğu az suya denir. Tabibler bu suyu tetkik etmek suretiyle hastalıkların illetini bulurlar. Bu manadan başka bu kelime, beyan etmek, keşfetmek, izhar etmek ve üzeri kapalı bir şeyi açmak manalarında da kullanılmaktadır.
Sefere kökü muhtelif manalara geliyorsa da bu kelime, Araplar arasında kapalı bir şeyi açmak, aydınlatmak ve işrak gibi anlamlara gelmektedir.Tevil kelimesi ''evl'' kökünden yapılmış tef'il ölçüsünde bir mastardır. ''evl'' kaynağa dönmek, asla dönmek, geri dönmek anlamlarına gelir.
ISTILAHİ OLARAK TEFSİR VE TEV'İL
RAGIB EL İSFEHANİ'YE GÖRE TEFSİR: İyice açmak ve alana çıkarmak suretiyle izah etmektir.
EBUL BEKA'YA GÖRE TEFSİR: Tefsir;sözünün aslının lafızlarından daha kolay bir lafızla tabir eylemektir.
FIKIH USULÜNDE İSE TEFSİR
Müşkil olan lafızdan murad edilen şeyi keşfetmektir. Yine tefsir mücmelin tefsiridir ki bu mücmeli ortaya koyanın beyanına bağlı olduğundan ancak Allah ve Rasulünün beyanıyla uygulanabilir.
BUGÜNKÜ TEFSİR ANLAYIŞI
Kuranın, belli bir ictihadi seviyeye ulaşmış veya belli bir bir ilmi kariyeri olan kişiler tarafından açıklanması, kapalı manaların açığa çıkarılmasıdır.
BUGÜNKÜ TE'VİL ANLAYIŞI
Zahiri mutabık olan iki ihtimalden birini redetmektir.
ZERKEŞİ, Te'vili ayetin muhetmel olduğu manalardan birine rucü' ettirilmesidir diye tarif eder.
ES SALEBİ ise tev'ili, ayetin ön ve arakasına muvafık olduğu muhtemel manalardan birine sarfıdır. diye tarif eder.
Bugün te'vil meseleyi aslından saptırmak veya herhangi bir şeyi kitabına uydurmak anlamında kullanılmaktadır.
TEFSİR VE TEV'İLİN KU'RAN'DA KULLANILIŞI
Kurandan tefsir kelimesi bir ayette geçmektedir. O da iyice açmak anlamında kullanılmaktadır.
Kuran tarafından ortaya konan tefsir ve te'vil kavramlarının birer beşeri faaaliyet olarak ortaya çıkmadıklarını görüyoruz. Tefsir, furkan suresinde;
25/Furkan-32 İnkâr edenler: "Kur'ân, ona bir defada indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle ve onu ağır ağır okuduk.
25/Furkan-33 Onların sana getirdiği her misâle karşı mutlaka biz sana, gerçeği ve en güzel TEFSİRİ getiririz.
görüldüğü üzere Allah tarafından yapılmaktadır ve belirli bir tedrici kendisinde barındırmaktadır. Tefsir, Kur’an’ı yaşamaya koyulan bir topluluğa karşılaştıkları problemlerde Allah’ın bir yol göstermesidir. Bu yüzden sadece Allah tarafından ortaya konulabilir. Asla beşeri bir faaliyet olarak ortaya çıkmaz. Çünkü vahiy kendisini tefsir etmiştir. Onda hiç bir anlaşmazlık ve kapalılık söz konusu değildir.
''Elif lam ra. Bunlar apaçık olan kitabın ayetleridir. Gerçekten biz onu akıl erdiresiniz diye ''Arapça'' bir kuran olarak indirdik.'' Yusuf 1-2
''Sonra da onu açıklamak bize düşer.''
Kurana baktığımızda, bir yerde açıklanmayan bir durumun başka bir ayette açıklandığını görüyoruz.
Mesela:
''Andolsun semaya ve tarığa.Tarığın ne olduğunu bilir misin?''
ayetini bundan sonra gelen
''Karanlığı delen yıldızdır.'' ayeti açıklamaktadır.
Kuran kendini bu şekilde tefsir ederken yine bazı konuların sünnetle tefsir edilmesi söz konusudur.
''Allah ve resulü bir şeye hükmettiğinde mümin erkekler ve mümin kadınlar için söz söylemek düşmez.''
''Resul size neyi verdiyse onu alın ve neyi nehyettiyse ondan sakının.''
yukarıdaki ayetler Rasulün konumunu ortaya koymaktadır.
Sünnetin kuranı tefsir etmesine örnek verecek olursak bekarlara zina etmeleri halinde yüz değnek vurulması, Kur’an tarafından ortaya konulurken evlilerin recmedilmesi, sünnetin ortaya koyduğu bir tefsirdir. yine namaz, oruç, hac gibi durumların teferruatı Rasulullah -a.s- tarafından ortaya konulmuştur.
Tev'il kuranda sadece Allah'ın ortaya koyabileceği bir açıklama ve olayların içyüzü olarak ortaya konulmuştur.Ali İmran 7 deki muhkem ve müteşabih meselesinde görüldüğü gibi mütaşabihlerin anlamlarını ancak Allah bilmektedir. İlimde derinleşmiş olanlar ise ''Biz ona inandık hepsi Allah katındandır'' derler. Ama kalplerinde fitne bulunanlar Allah'ın istemediği yöne yönelerek mütaşabihleri tevil etmeye çalışırlar Kişinin bu şekilde tev'ile yeltenmesi ise ya bir sapıklıktan kaynaklanır ya da sapıklığı arttırmaktan başka bir sonuç doğurmaz.
BEŞERİ BİR FAALİYET AÇISINDAN TEFSİR VE TE'VİL
Peygamber dönemine baktığımızda sonradan kurumlaşmış bir tefsir ve te'vil kavramlarını görmemekteyiz. Ashab tefsiri Rasulullah’ın örnekliğinde Kuranı pratiğe aktarmak şeklinde anlıyordu. Tev'il kelimesini işin aslına döndürülmesi ve mananın beyanı olarak kullanıyorlardı. Daha sonraki dönemlerde tefsir ve te'vil anlayışında sapmalar başladı. Sahabe tev'ili farklı delillere sahip olan bir şeyin kuvvetli olana döndürülmesi şeklinde anlarken daha sonrakiler zayıf olana döndürülmesi şeklinde anlamaya başlamışlardır.
Beşeri tev'ilin faaliyeti ancak hadiselerin tev'ilinde ortaya çıkan bir durumdur. Beşeri tev'il insanın Allah'ın ortaya koymuş olduğu tev'ile karşı bir tavırdır. Bu tavra göre insanlar açısından iki tür te'vil söz konudur.
A) Hak Tev'il ( Tevhidi tev'il)
B) Batıl Tev'il ( Şirki Tev'il)
Hak tev'il insanın meselelerinin çözümünü Allah ve resulüne döndürmesidir. Müslüman herhangi bir meselesinde teslimiyetle Allah ve Rasulünün hükmüne boyun eğdiğinde ve onu pratiğe aktardığında hak tev'il yapmıştır.
4/Nisa-59: Ey inananlar, Allah'a itâ'at edin, Elçiye ve sizden olan buyruk sâhibine itâ'at edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız -onu Allah'a ve Elçiye götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
Batıl tev'il ise meselelerin çözümünde Allah'a ve Rasulüne teslim olmayıp kendi heva ve heveslerini veya tağutu hakem kabul etmesidir.
4/Nisa-60 :Şunları görmedin mi, kendilerinin, sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını sanıyorlar da hakem olarak tâğûta başvurmak istiyorlar! Oysa kendilerine onu inkâr etmeleri emredilmişti. Şeytân da onları iyice saptırmak istiyor.
Ayetlerin açıklanmasında insanın kendisini hakim görmesi, olayları ve ayetleri kendi aklını hakim kılarak tefsir ve te'vil etmesi şeytani bir tefsir ve tev'il olarak kendini göstermektedir.
TEFSİR ANLAYIŞINDA ORTAYA ÇIKAN YANLIŞ ANLAYIŞLAR.
Sahabe ,tefsiri Allah ve Rasulünün vermiş olduğu direktifleri anlayıp hayata aktarma olarak anlarken sonra gelen nesil bu anlayıştan uzaklaştı.
Tefsirin yanlış anlaşılmasının ve sahabenin anladığı anlamdan farklı algılanmasın çeşitli sebepleri vardı.
A) Sahabe kuranın , müşkil, mübhem manalarının bulunması gibi problem bilmezken sonraki nesil kuranın bazı kapalı anlamlarının olduğu görünüşte bazı çelişkili durumların olduğu fikrine eğilim göstermeye başladı.
Bunun sebebi tefsire bir ilim gözüyle bakılmasıdır. İnsan bir kere Kur’ana salt ilim gözüyle baktığında artık bir çok yeni kavramlar türetmekten kendini alamaz. Nitekim; mücmel, müşkil, hafi, mutlak, mukayyed, zahir, batın, vs kavramlar bu nedenle ortaya çıkmıştır.
B) Sahabe döneminde, üstünlüğün ölçüsü fertlerin hareketleri, davranış ve niyetleri olarak değerlendirilirken daha sonraları bilgi sahibi olma ön plana çıktı. Bu durum tefsirin, alimler adı verilen sınırlı bir zümrenin tekelinde bir ilim olarak algılanması neticesini doğurdu.
C) Tefsir bu şekilde algılanınca tefsir masa başında oturularak cilt cilt kitapların karıştırılması ve bunlardan yararlanılarak kitaplar yazmak olarak değerlendirilir oldu.
D) İnsanlar her şeyden önce Kuran ve vahiy karşısında kendi akıllarının konumunu belirleyemedikleri için vahyi kendi akıllarının kalıplarına dökerek bambaşka bir şekilde Kur’an’ı insanlara sundular.
Bütün bulardan sonra tefsir uleması denilen kimseler tefsir ilmi alanında tefsirler yazmaya başladılar.
Şimdi bunları teker teker inceleyelim.
1) Rivayet tefsiri: Buna me'sur veya nakli tefsir de denir. Kur’an’ı açıklamak mübhem noktalarını açıklığa kavuşturmak için Kur’an, sünnet, sahabe, tabiilerin sözlerine göre tefsir etmektir. Rivayet tefsirinde Rasulullah’ın hadislerine başvurulmuş fakat başvurulurken hadisin derecesini, senedini, araştırmamışlardır. Hatta İsrailiyatın etkisiyle tefsir yapmışalardır. Zayıf hadislerle yapılan tefsirler Kur’anın mesajını gözardı edilmesi sonucunu doğurdu. Bu tefsirde Yahudi ve Hıristiyan kaynaklı bilgilerin kullanılması yani israiliyatın bulunması Kur’anın pratik hayattan uzaklaştırılmasında ve mesajın saptırılmasına büyük etkisi olmuştur. Çünkü bu tefsirler insanın pratiğini ilgilendirmeyen son derece önemsiz ayrıntıları ortaya getirerek bunlarla kafa bulandırıyordu. Mesela: Adem'in cennette meyvesini yediği ağaç hakkında tartışmalar olmuş sanki bu çok gerekliymiş gibi, Nuh'un gemisinde kaç kişinin bulunduğu, geminin hangi ağaçtan yapıldığını ve Ashab-ı kehf'in köpeklerinin sayısı,rengi hep tartışma konusu olarak ortaya konulmuştur. Halbuki müslümanın bunları bilmesiyle ne kazanacağı hiç düşünülmemiştir. Halbuki, Allah ayetinde bize bunlarla uğraşmamız gerektiğini söylüyor.
'' Hakkında bilgin olmadığın şeyin ardına düşme. Muhakkak göz, kalp ve kulak bunladan sorumludur.'' İsra 36
Rivayet tefsirinin önde gelenlerinden olan İbn-i Kesir tefsirinde bile israiliyat haberleri vardır ki İbn-i Kesir,her ne kadar kaçınırsa kaçınsın yine israiliyat rivayetleri olduğunu tefsirinin başında zikretmiştir.
2) Dirayet tefsiri: buna rey ile ma'kul tefsir de denir. Rivayetle sınırlı kalmayıp dil, edebiyat, din, tarih, ve diğer ilimlere dayanılarak yapılan tefsirdir. Bu tür tefsirin yazılması eski yunandan çeviriler yapılmasına İran ve Roma medeniyetlerinin etkisi daha sonra gelenlerin zevklerini değişmesine neden oldu. Bu tefsirde akıl hüccet olarak ele alınır ve vahyi, akıl açıklar.
Bu iki tefsirden sonra zamanla başka tür tefsir hareketleri de cerayan etmiştir.
3) İşari tefsir: Tarikat ve tasavvuf ehlinin ayetlerin zahirini bunun dışında anlama, tev'il etmek maksadıyla ve işaret yoluyla geldiğini söyledikleri tefsirdir.
4) Mezhebi tefsir: Kişilerin kendi mezheplerini ve ekollerini desteklemek amacıyla Kur’anın tefsir edilmesidir. İslami pratikliği açısından fazlaca önemli olmayan konularda ve bunların şartlarıyla uğraşılan tefsir çeşididir.
5) Kelami tefsir: Hilafetten saltanata geçilişi de tefsir anlayışının değişmesine sebep olan amillerden birisidir. Bu dönemde tefsirle uğraşan kimselerin iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak gibi hayatları için tehlikeli hareketlerle uğraşmaktansa pratiği hiç bir suretle ilgilendirmeyen konularda uğraşmayı yeğlemişleridir. Bu kimseler artık Kur’an’ın mahluk olup olmadığını, Allahın sıfatlarının hangilerinin zati, hangilerinin subuti olduğu, yedullah kelimesinden neyin kastedildiği gibi konularda tartışmalar oluşturmuşlardır. Böylece kelami tefsir ortaya çıkmıştır.
6) İlhadi tefsir: Bu tefsir, kişinin heva ve hevesine göre yapmış olduğu tefsirdir. Kişi kendi haraketlerinin doğru olduğu için veya başka bir sebepten dolayı Kur’andaki ayeti kendine göre tefsir eder.
7) İcazi tefsir: Kurandaki edebi üstünlüğü insanlara göstermek için yapılan tefsirlerdir. Bu tefsirler;Batı topluna karşı aşağılık duygusunun bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır.
Bütün bu ortaya konulan tefsirler daha sonra gelen insanlar arasında büyük bir titizlikle korundu.
Kuranı bir araştırmacı ve ilim adamı olarak değil de bir dava adamı olarak tefsir ediyorlardı Asıl olan da tefsirin bu şekilde anlaşılmasıydı. Tefsir bu şekilde anlaşıldığında sadece belli kişilere has kılınan bir faaaliyet değil, müslüman olan herkesin yapması gereken bir faaliyettir. Çünkü bu müslüman olmanın bir gereğidir. Kuranın Rasulün örnekliğiyle anlamak ve hayata geçirmek.
Ashabın tefsir konusunda aralarında ihtilaf pek azdır. ve bu ihtilaf birbirleriyle çelişki arzeden bir ihtilaf değildir. Ancak bazı kısımlarla olan bir ihtilaftır. Bu kısımlardaki ihtilafları iki kısıma ayırabiliriz.
* Bir ibareyi tefsir ve tabir ederken kullanılan ibarenin değişikliği yani kastedilen şey aynı ibareyle değil de o ismin değişik bir adıyla ifade edilmesi.
mesela: kılıç kelimesini Araplar üç değişik şekilde kullanımışlardır. a) seyf b)sarım c) müenned
İşte birinin seyf dediğine diğeri müenned demiştir.ihtilaf bu nev'idendir.
* Ayetlerin nazil olmasında olayların farklılığı yani sebepleri veya kişilerin farklılığı.
Bunların doğrulama imkanı var ise bunlar bir çok şey için nazil olmuş olabilir.
İşte sahabenin tefsirde ihtilaf ettiği hususlar.....Ama daha sonrakilerin tefsir ve te'vildeki anlayış ve ihtilafları çok değişiktir. Mesela kimisi tefsir yaparken temel ölçü olarak rivayetleleri esas alırken diğerleri aklı esas almıştır. kimileri de Kuuranın zahirini bir kenara atıp batınla uğraşmışlardır. Böylece mesele içinden çıkılmaz bir hal almıştır.
Bizim tefsir anlayışımız sahabenin tefsir anlayışından farklılık arzetmeyecektir.
TEFSİRDE İZLENMESİ GEREKEN YOL
Daha önce de belirttiğimiz gibi tefsir Rasulün örnekliğinde Kuranı anlama ve pratiğe aktarma çabasından başka birşey değildir. Herşeyden önce Kuran Allah tarafından tefsir ve tev'il edilmiştir. Bizim ayetler karşısındaki tavrımız onu anlamak, düşünmek ve pratik olarak hayata aktarmaktır. Böyle bir tefsir anlayışı her müslümanın yapması gereken bir şeydir. Çünkü her müslüman Kuranı anlayıp onu pratiğe dünüştürmekle yükümlüdür. Kuranı ancak vahyin ortaya koyduğu şekilde anlayabiliriz. Ne fazla bir şey ekleyebiliriz. ne de eksiltebiliriz.Kuranın ortaya koyduğuyla ve Peygamber -a.s.-ın, ayetleri hayatına nasıl pratize ettiği de bizim için önemli bir yer tutar . Bizim yapacağımız tefsir çalışması ve yine tefsir bir zümrenin malı da değildir.
Tefsiri vahyin tefsir ettiği anlayışından yola çıkarak açıklamak mecburiyetindeyiz. Çünkü din tamamen ekmel kılınmıştır. Bundan sonra hiçbir şeyin hüküm olarak vahyin önüne alınması söz konusu değildir.
Tefsir yapılırken Kuranın kendisini açıkladığı fikirnden yola çıkmamız zorunlu olarak bizi meseleleri Kuranın bütünlüğü içerisinde değerlendirmeye götürür.
Bu durumda namaz, zekat, içki, kıtal,vb. konularla ilgili ayetlerde hiçbir müşkillik, tenakuz gibi görünme olayları ortaya çıkmayacaktır.
Ayrıca sebeb-i nüzulun bilinmesi ayetleri pratik hayata geçirilmesi açısından bilinmesi gereken bir husustur. mesela: ''kendi ellerinizle kendinizi helaka-ateşe- atmayınız.'' ayetinin nüzul sebebi bilinmesi gereken bir husustur. Nitekim bu ayet insanları savaştan el çekmeye değil savaşa devam etmeye teşvik etmektedir.
Tefsirde teslimiyet önemlidir. Kişinin kendisini Kurana teslim edip onun yönlendirmesine gönül rahatlığıyla bırakmalıdır. Kuran esas alınıp hayat Kurana döndürülmelidir. Yaşanılan hayat esas kabul edilerek bu hayata Kur’anı sıkıştırmaya çalışmak Kur’an’ın katli demektir.
Kurana yaklaşırken açık ve tarafsız bir kafa ile yaklaşılmalıdır. Sahip olunan ön yargıların tümünden zihin temizlenmelidir. Önceden şuradan buradan elde edilen fikirler kafadan silinmelidir.Çünkü kendi ön yargılarla Kur’ana yaklaşan kişiler satırlar arasında kendi düşüncelerini okurlar ve bu nedenle Kur’anın iletmek istediği mesajı kavrayamazlar.
Kurana yaklaşırken aklın sınırlarını iyi çizmek zorundayız. çükü mistik ve modernistlerin düştüğü hataya düşmemek için bu gereklidir.
Bizler kurana yaklaşırken aklımızı vahye uydurmak zorundayız. yoksa modernistlerin yaptığı gibi vahyi akla uydurmak zorunda kalırız. Vahyi akla uydurduğumuzda Kuran iyi olarak anlaşılamaz ve Kuranın kastettiği anlamların dışına çıkılır. İnsan aklı ancak selbi bir kontrol mekanizmasıdır. görevi hayata bedenin adımlarını ve kalbin duygularını vahye göre atıp atmadığını tesbit etmektir.
Tefsir çalışması yapılırken tahrif edilmiş kavramları kullanmamak, anlamı asli kaynağından öğrenerek ortaya koymaktır. çünkü tahrif edilmiş bir kavramı tahrif edilmiş şekliyle kullanmak Kur’anın tahrifi demektir. Halbuki Kur’an terminolojisini kendisi oluşturmuştur. ve gerektiğinde Kur’andan yola çıkılarak kavramların aslı anlamlarına ulaşmak mümkündür.
Tefsir çalışması yapılırken ,İslamın metoduna uygun hareket edebilmek için Resulün ve sahabenin hayatıyla ilgi kurarak hareket etmeli ve onlarla kendi aramızda bir atmosfer birliği oluşturmak zorundayız aksi takdirde islami bir hayatı yaşamamız mümkün değildir. Resulün, Ömer'in, EbuBekir'in, Kaab bin Malik'in hayatlarıyla hayatımız arasında bir paralellik olmazsa ne onları ne islamı ve ne de onların anladığı tefsir anlayışını anlayamayaz.
En Doğrusunu Allah Bilir

2 Mayıs 2009 Cumartesi

YOL OL

Yol ol ki o yol bizi,Hidayete götürsün (1/Fatiha-6)
Yol ol ki o yol bizi,nimet verilenlerle beraber buluştursun(1/Fatiha-7)
Yol ol ki o yol bizi,dalalette ve sapıkların yolundan uzaklaştırsın(1/Fatiha-7)
Yol ol ki o yol bizi,kıblemize götürsün (2/Bakara-142)
Yol ol ki o yol bizi,ümmet bilincine götürsün(2/Bakara-213)
Yol ol ki o yol bizi,Allah’a kulluğa götürsün (3/Ali İmran-51)
Yol ol ki o yol bizi,Kitaba sımsıkı sarılmaya götürsün(3/Ali İmran-101)
Yol ol ki o yol bizi,seçilmiş kulların yoluna götürsün (6/Enam-87)
Yol ol ki o yol bizi,kalpleri inşirah olanların yoluna götürsün(6/Enam-125)
Yol ol ki o yol bizi,başka yollara sapmamızı engellesin(.6/Enam-153)
Yol ol ki o yol bizi,İbrahim’in yoluna,gerçek dine götürsün(6/Enam-161)
Yol ol ki o yol bizi,tevekkül edenlerin yoluna götürsün,(11/Hud-56)
Yol ol ki o yol bizi,karanlıklardan aydınlıklara ulaştırsın(14/İbrahim-1)
Yol ol ki o yol bizi,Darus Selama-Cennete götürsün (10/Yunus-25)
Yol ol ki o yol bizi,Adil topluma götürsün (16/Nahl-76)
Yol ol ki o yol bizi,doğru yolda olduğunu bilerek gittiğimizin farkına vardırsın .(20/Taha-135)
Yol ol ki o yol bizi,hoşnut etsin ve bu yolda sözün en güzeline yönelelim(22/Hac-24)
Yol ol ki o yol bizi,içimizde sıkıntı olmadan gönülden bağlanmamızı sağlasın(22/Hac-54)
Yol ol ki o yol bizi,yolundan çıkarmasın(23/Mümimun-74)
Yol ol ki o yol bizi,Allah’ın açık ayetleri anlamamızı sağlasın(24/Nur-46)
Yol ol ki o yol bizi,başka yollar aratmaya yöneltmesin(36/Yasin-66)
Yol ol ki o yol bizi,Cehennemden uzaklaştırsın(37/Saffat-23)
Yol ol ki o yol bizi,Musa ve Harun’un yoluyla birleştirsin(37/Saffat-118)
Yol ol ki o yol bizi,aşrı gitmekten ve adaletsizlikten korusun(38/Sad-22)
Yol ol ki o yol bizi,Kur’an’ın aydınlığıyla ışıtsın(42/Şura-52)
Yol ol ki ol yol bizi,vahye sımsıkı yapışmamızı sağlasın(43/Zuhruf-43)
Yol ol ki o yol bizi,kıyamet geleceği şüphesinden uzak tutsun(43/Zuhruf-61)

30 Nisan 2009 Perşembe


SELAM OLSUN

Selam olsun Allah'ın ayetlerine inanalara (6/Enam-54)
Selam olsun Cennetliklere (7/Araf-46)
Selam olsun iman edip salih amel işleyenlere (9/Tevbe-9-10)
Selam olsun Nuh a.s ile birlikte olan,gemiye binenlere (11/Hud-48)
Selam olsun putları kıran İbrahim'e (11/Hud-69)
Selam olsun sabredenlere,direnenlere (13/Rad-24)
Selam olsun takva sahiplerine-Allah'ın sınırları koruyanlara(15/Hicr-45-46)
Selam olsun ölümü güzel olanlara (16/Nahl-32)
Selam olsun dünyada iken Allah'a asi olmayan kullara (19/Meryem-14-15)
Selam olsun anne ve babasına güzel davrananlara (19/Meryem-32-33)
Selam olsun hidayete-Kur'an'a tabi olanlara (20/Taha-47)
Selam olsun Allah'ın seçtiği kullara(Peygamberlere)(27/Neml-59)
Selam olsun boş işlerden yüz çevirenlere (28/Kasas-55)
Selam olsun cahillerden yüz çevirenlere (28/Kasas-55)
Selam olsun Ahirette Rahmana kavuşacaklara (33/Ahzap-44)
Selam olsun Ahirette Allah'ın selam verdiği müminlere (36/Yasin-58)
Selam olsun Nuh a.s'a (37/Saffat-79)
Selam olsun Musa a.s ve Harun a.s'a (37/Saffat-120)
Selam olsun İlyas a.s'a (37/Saffat-130)
Selam olsun gönderilen tüm peygamberlere (37/Saffat-181)
Selam olsun imana gelmez kimselerden yüz çevirenlere (43/Zuhruf-89)
Selam olsun hesabı sağdan verilenlere (56/Vakıa-91)

25 Nisan 2009 Cumartesi


MUSTAZ’AF KAVRAMINA KISA BİR BAKIŞ

Kur’an’da karşımıza çıkan bir insan protipi:Mustaz’af
Mustaz’af ,Arapçada zaaf kökünden türetilmiş bir kelimedir.Za’af,kuvvetli,güçlü olmanın zıddıdır ve güçsüz,kuvvetsiz olmak,bir şeyi yapmaktan aciz olmak anlamlarına gelir.Bu fiili yani zafiyeti yapan kişilere veya zayıf bırakılan ,zayıf duruma düşürülen ,zillet içinde yaşamaya mecbur kılınan kimselere de “Mustaz’af “ denir.
Mustaz’af kavramının zıddı da “Müstekbir”dir.Müstekbir ise;Kibirlenen,Allah’ın verdiği nimetlerle şımnaran,insanları ezmeye çalışan zorba güç demektir.Bu iki kavramı birbiriyle ilintili olarak anlamamız gerekir.Bir kavramı ortaya koyarken aynı zamanda o kavramın zıddı olanı da anlamış oluruz.
Mustaz’af kavramının kökü olan zaaf kelimesi hangi alanlarda ortaya çıkmaktadır?:
1-Bedende,vucütta zaaf olabilir
2-Nefiste zaaf olabilir
3-Akılda zaaf olabilir
4-Fikirde,düşüncede,görüşlerde zaaf olabilir
5-Her hangi bir şeyin özelliklerinde,niteliğinde zaaf olabilir
6-Her hangi bir şeyde sayısal,nicelik olarak zaaf olabilir
7-İktidarda,statükoda,yetkide zaaf olabilir
Bunların zıddının düşündüğümüzde de müstekbir kavramı kendiliğinden tanımlanmış olur.Yani gerek bedende,nefiste,akılda,düşüncede,nitelik ve nicelikte gerekse iktidarda büyüklenme,kibirlenme,zor kullanma,zora koşma,verilen nimetleri başkalarına karşı üstünlük olarak kullanmaya çalışma müstekbirliği meydana getirir.

Mustaz’af kimseler tavırlarına göre 3 sınıfa,bölüme ayrılır:
1-Bu grub Mustaz’aflar;İçinde bulundukları zulümlere,baskılara,sindinmeye karşı ellerinden hiçbir şey gelmeyen çoluk çocuk,kadın ve erkeklerdir.Bu mustaz’af grubunu Allah’ın affetmesi umulur.Bu gibi kimseler için Allah,inananları ,onları bu durumdan kurtarmak için cihada davet ediyor.
“Size ne oldu da Allah yolunda ve «Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!» diyen zavallı-mustaz’af erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!.”4/Nisa-75
2-Bu grub Mustaz’aflar;Müstekbirlerin zulümlerine,baskılarına korku,dünyalık menfaatler,Allah’ın sözüne güvenmeme veya beşeri zaaflar nedeniyle karşı çıkmazlar.Suskunlukları bir anlamda Müstekbirlerin yaptıklarını onaylamak olduğunu idrak etmezler.Hatta Müstekbirlerin kendilerine zarar vermesin diye onlardan taraf gibi görünmeye,onların yardakçılığını yapmaya çalışan kimselerdir.Kur’an’da böyle kimselere ihtar vardır:

“Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: «Ne işde idiniz!» dediler. Bunlar: «Biz yeryüzünde çaresizdik-mustaz’afdık» diye cevap verdiler. Melekler de: «Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!» dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.”4/Nisa-97

Bu tür kimseler Ahirette suçu başkalarına atmaya çalışırlar.
“Yine derler ki: «Ey Rabbimiz! Biz beylerimize-şeyhlerimize-yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yanlış yola götürdüler.» Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden kov.”33/Ahzab-67

Bu Mustaz’af grubu suçludur.

3-Bu grub Mustaz’aflar ise vahiyden uzun müddet habersiz yaşamışlar ve bu zamanlarında Müstekbirlere boyun eğmişler,onların yönetimi altında yaşamışlar.Ama kendilerine bir uyarı,davet,elçi geldiği zaman ise tereddüt etmeden Müstekbirleri terk ederek veya onlara karşı çıkarak islama,vahye kulak vermişler,müstekbirlere baş kaldırmışlar,onların yaptıklarını onaylamayıp,elleriyle,dilleriyle karşı koyan kimseler olmuşlardır.Bu kimselere aynı zamanda Müstekbirlerin zulmüne seyirci kalmamışlardır.Onlarla fiili mücadeleye girişmişlerdir.Bu durumdaki Mustaz’aflara Allah liderlik/önderlik vaat ediyor:
“Firavun memleketin başına geçti ve halkını fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak(mustaz’af bularak) onların oğullarını boğazlıyor, kadınları sağ bırakıyordu; çünkü o, bozguncunun biriydi.Biz ise, o yerde güçsüz düşürülenlere-Mustaz’aflara lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (mukaddes topraklara) vâris kılmak istiyorduk.28/Kasas-4-5

İşte Mustaz’afların 3 farklı tavrı ve 3 farklı karşılık karşımıza çıkıyor.

21 Nisan 2009 Salı


TEFSİRDE İSRAİLİYAT

İsrailiyat kavramını belki çoğunuz ilk defa duyuyor olabilirsiniz.Ama bu kavramı öğrenince zihninizde ve tefsir ve hadis kitaplarında ne kadar da yer ettiğini,insanların tartıştığı,
cedelleştiği,ihtilaf ettiği konulara kaynaklık ettiğini anlarsınız.
Tefsir ilminin temel konularından birisidir:İsrailiyat.Bu konuyu bilmek,öğrenmek bize Kur’an’a yaklaşım tarzımızda yardımcı faktörlerden birisidir.Allah Rasulu(s.a.v) zamanında gündemde olmayan bu durumun,Sahabe ve Tabiin zamanında ortaya çıkmasının elbette nedeni olması lazım.Bu nedenleri ve israiliyat açıklamalarına girmeden önce israilayattan ne kastettiğimizi bilmemiz lazım.
İsrailiyat kelimesi;”İsrailiyye” kelimesinin çoğuludur.Yahudi kelimesi ise bu kelimeden daha umumidir.Bu bakımdan her İsrailî,Yahudi olduğu halde,her Yahudi İsrailî neseb sayılmaz.Biz bu kelimenin dilsel yapısından çok ıstilahi yapısını ele almalıyız.İsrailiyat;Yahudi,Hristiyan yani Ehli Kitab ve diğer kültürlerden Kur’an tefsirine girmiş olan rivayetlerdir.Daha çok Yahudiler tarafından sokulmuş olduğu için diğer kültürlerden İslama,Kur’an tefsirlerine girmiş rivayetlere verilen genel isim olmuştur.
İsrailiyat Allah Rasulu zamanında değil sahabe zamanında ortaya çıkmıştır.Rasulullah zamanında niçin çıkmamıştı acaba?.Çünkü Allah Rasulu,ashabının vahyiyle beslenmesini,Kur’an’la hayat bulmasını istemişti.İslam hayata hakim olurken,dış etkenlerin islamın bünyesine girip de dini dejenere etmesine kesinlikle izin vermezdi.Allah Rasulu,yaşayan bir Kur’an’dı.Kur’an’a vahiy harici bir bilginin girmesini istemezdi ve ashabının beslenme kaynağı olarak vahyi görüyordu.Bir rivayette Hz.Ömer’in elinde Tevrat nüshalarını gördüğünde hiddetlenip onu almış ve “Allah’a yemin olsun ki Musa a.s bugün aramızda olsaydı bana uymaktan başka bir şey yapmazdı”
Başka bir rivayetde de:”Ehli Kitab’a bir şey sormayınız.Onlar size doğru yolu göstermezler.Çünkü kendileri sapıtmışlardır.Aksi takdirde hakkı yalanlar ya da batılı tasdik edersiniz.Allah’a andolsun ki Musa aramızda olsaydı bana tabi olmaktan başka bir şey yapmak helal olmazdı.”
Hz.Peygamber a.s zamanında –Medine devrinde-Ehli Kitab’tan bir rivayet geldiği zamanki tavrını şu rivayet ortaya koymaktadır:”Ehli Kitab,Tevratı İbrani diliyle okur ve muslümanlar için Arapça olaark tefsir ederlerdi.Bunun üzerine Hz.Peygamber a.s “Kitab Ehlini tasdik de etmeyin tekzib de etmeyin.Allah’a ve Onun tarafından indirilene iman ettik deyin” (Buhari-Ebu Davud)buyurmuştur.İşte Allah Rasulun tavrı.Kur’an’da bildirildiği kadarı bize yeter,ayrıntılarla uğraşmayın,onları öğrenmek için çaba harcamayın,merak etmeyin,çok soru sormayın anlamındadır.
İsrailiyat;Kur’an’da kısa ve kapalı olarak bahsedilen kıssalar etrafında döndü.Kur’an’ın kıssalardan bahsetmesinin esas gayesi,onların düştüğü hatalara düşmeden,onlardan ibret almak,insanlara nasihat etmek ve Allah’a kulluk etmelerini sağlamak içindi.Ama insanlar kıssaları okuduklarında teferruat kısmına takıldılar,merak ettiler,arkasını araştırmaya çalıştılar.Olayların tarihini,olayın meydana geldiği yeri ve o kıssanın kahramanlarının isimlerin peşine düştüler.Kur’an, kıssalarda şahıs,yer ve zaman gibi ayrıntı üzerinde durmaz,mesaja odaklı ifadeler kullanılır.Ama Tevrat’ta-tahrif edilmiş- bunun tersi idi.ayrıntılar,şahışlar,yerler daha çok ön plandadır.
Ashab;Ehli Kitabtan şeriata muhalif,İslam inancına aykırı sözlerini tahkik ederler,incelerler öyle alırlardı.Sahabenin Ehli Kitaba başvurması azdı.İbni Abbas bazen başvururdu.Başvursa bile Yahudilikten İslama geçen Müslümanlara başvururlardı.Ama Tabiin,bu konuda sahabe kadar titiz olmamış,çünkü ehli kitaptan Müslüman olanlar çoğalmıştı.İşte Tabiin bir çok konuda Ehli Kitab’tan rivayet almışlardı.Tabiin devrinden sonraki neslin Ehli Kitab’tan rivayet alması daha da çoğaldı.Onların sözlerini reddetmeksizin,eleştiriye tabi tutmadan alınmaya başlandı.Böylelikle özellikle rivayet tefsirlerine israiliyat haberleri,rivayetleri girmiş oldu.İbn-Kesir bile Kur’an Tefsirinin girişinde ifade etmiştir ve kendisinin her ne kadar kaçınırsa kaçınsın israiliyat rivayetlerinin tefsirinde bulunduğunu itiraf etmektedir.Hatta Ahmed b.Hanbel o devrin ortamını ortaya koymak adına şöyle söylemiştir:Üç şeyin aslı yoktur:Tefsir,Melahim ve Megazi
Tefsir kitaplarına israiliyatın girdiği konular şunlardır:
1-Yeryüzünün konumuyla ilgili durumlar.Dünyanın öküzün boynunda olması gibi rivayetler.
2-Yer ve göklerin yaratılmasıyla ilgili ayrıntılı rivayetler
3-Ruhla ilgili konular
4-Geçmiş millet ve kavimlerle ilgili kıssalar
5-Hz.Adem a.s yaratılmadan önceki olayların rivayetleri
6-İblisin yaratılmasıyla ilgili konular
7-Harut ve Marut kıssasıyla ilgili rivayetler
8-Şimşek ve yıldırım ile ilgili konular
9-Ay ve güneşle ilgili rivayetler
10- Ashabı kehf ile ilgili rivayetler
11-Hz.Adem’in yaratılışı,cennetten kovuluşu,ağacın cinsi gibi rivayetler
12-Habil ve Kabil kıssası
13-Hz.Nuh ve tufanıyla ilgili(Geminin büyüklüğü, ağacın cinsi, sayıları ,ilk ve son binenler vs gibi ayrıntılar hakkındaki rivayetler)
14-Yecüc ve Mecücle ilgili rivayetler (Bu kavmin Türkler olduğu gibi)
15-Hz.Musa’nın asasıyla ilgili (Hangi ağaçtan,boyu vs.)
16-İbrahim a.s’ın Allah’ın izniyle dirilttiği kuşların isimleri
17-Bakara suresindeki bahsedilen inek olayında ineğin neresiyle vurulduğu gibi şeyler
18-Hz.İsa ve Hz.Meryem kıssasındaki Kur’anda belirtilmeyen ayrıntılar
19-Hz.Musa ve Salih bir kul arasındaki olayın zaman ve yer isimleri
ve buna benzer konularda, gerek peygamber gerekse helaka uğrayan kavimlerin yer ve zamanla ilgili rivayetlerde israiliyat türü rivayetler tefsir kitaplarımıza girmiştir. .İşte İslami tefsirlerdeki ihtilafların kaynağı bu tür rivayetler olmuştur

İslam Alimleri israiliyat haberlerini üç kategoride değerlendirmişlerdir:
1-Sıhhati bilinip Kur’an’a uyan rivayetler ki bunlar makbul rivayetlerdir.
2-Yalan olduğu bilinip Kur’an’a uygun olmayan rivayetler ki bu asla caiz değildir.
3-Sıhhati tam olarak tesbit edilemeyen rivayetler ise bunları ne kabul ederiz ne de reddederiz.
İsrailiyat türü rivayetler tefsir kitaplarına nasıl girdi?
Bu rivayetler öncelikle Ehli Kitaptan Müslüman olanlar tarafından derlendi.Bu kişiler kendilerine bir şeye sorsun sormasın eskiden kalma alışkanlıklarından insanlara Kur’an kıssalarının anlatmaya çalışmışlardır ki kendilerinin bilgili olduğu izlenimini vermişlerdir.
İsrailiyat türü haberlerin tefsirlere girmesinin sebepleri olarak şunları söyleyebiliriz:
1-İlk Müslümanların kültür seviyelerinin düşük olması
2-Müslüman görünüp de İslama düşman olanların kasti tavırlarının olması
3-Ehli Kitab’tan Müslüman olanların menfaatlerinden,İslam toplumda seçkin,bilgili bir yer edinme düşüncelerinin olması
4-Ehli Kitabtan Müslüman olan ve samimi olmasına rağmen,hala psikolojik olarak eski kültürünü üzerinden atamamış olmaları
5-Ehli Kitabtan Müslüman olanların kimselerin eski durumları yeni dinlerinde de görmek istemeleri.
İnsanlar fevc fevc İslama girmişlerdi ama Allah Rasulu ve sahabenin çektiği sıkıntıları görmemişler,o atmosferi yaşamışlar,Müslüman olmuşlar ama eski cahiliye adetlerini üzerlerinden atamamışlar,eski kültürlerini İslam’a taşıyarak İslamın saflığı bozulmaya başlamıştır.Tabiilerden sonra israiliyat kaynaklı rivayetleri tefsire sokuşturmak adet haline geldi.
İsrailiyat kaynağı olarak gösterilen şahıslar:
1-Abdullah B.Selam:İlim sahibi bir sahabi. Hz.Peygamberimizin vefatından 2 sene önce Müslüman olmutur.Yahudi iken Müslüman olan bu sahabi fazla eleştirtilmemiş,güvenilir biri olarak kabul edilir.
2-Ka’bu’l Ahbar:Yemen Yahudilerinden olup,İslamı Hz.Ebu Bekir veya Hz.Ömer zamanında seçtiği rivayet edilir.İsrailiyat rivayetlerin çoğu bundan gelir. En çok eleştirilen birisidirHz.Ömer ,Ka’b’ın konuşmasını yasaklamıştır.Onu sürgün etmekle tehdit etmiştir.Yahudiliği tam olarak bırakmadığı rivayet edilir.
3-Vehb B.Münebbih: Tabiinden olup israiliyat rivayetleri çoktur.
4-Abdulmelik B.Abdulaziz B.Cureyc(Ölümü-H.150):Aslı Bizanslı olan bu kişi,Mekke alimlerinden olup ve muhaddislerindendir.Hicazda ilk kitap tasnif eden kişi sayılır.Taberi bundan çok rivayet eder.Hristiyanlık ile ilgili rivayetler bu kişiden kaynaklanır.Bir çok zayıf hadis rivayet etmiştir.
5-Temim ed-Darimi:Bu kişi de Hristiyan menkibelerini İslam dünyasına duyurdu.
Tarihte de israiliyat haberlerini ilk defa tenkide tabi tutan,onları eleştiren kişi :Abdulhak İbn Atiye (H.546)2dir.
Bizler Müslüman olarak tefsirlerimizin içerisine girmiş olan israiliyat rivayetleri karşısında ne yapmalıyız?.Tutumumuz ne olmalıdır?.gibi soruların cevabını bulmaya çalışmalıyız?.Bunu cevaplarken Peygamberin ve ashabının bu gibi durumlarda tavrının ne olabileceğini tefekkür etmeliyiz.İnsanların bu sorulara farklı farklı cevapları olabilir.Her zaman olduğu gibi bu konuda da Müslümanın Kur’an’a bakışı etrafında dönüp dolaşıyor.İnsanlar kendilerini ilgilendirmeyen, amelini olumlu yönde etkilemeyen ayrıntılarla uğraşmasının kazandıracağı bilgi yığınından başka bir şey olmayacaktır.




20 Nisan 2009 Pazartesi



KUR'AN'DAKİ ZIT-KARŞIT KELİMELER

4.BÖLÜM

121-VUCUD:Var Olma-------------ADEM:Yok olma
122-KIDEM:Başlangıcı Olmamak---HUDUS:Sonradan Olma
123-BEKA:Sonu Olmamak----------FENA:Sonu Olmak
124-SÜNNET:Süregelen------------BİD'AT:Sonra Çıkan
125-BEDA:Açığa Çıkarma-Ortaya Koyma--KETM:Gizleme
126-SAVM:Susmak-Oruç Tutmak-----İFTAR:Açmak
127-REFÛN:Yükseklik----------------HAFDUN:Alçaklık
128-KUDDAN-KUBUL:Ön-İleri------HALF-DUBUR:Arka
129-EMN:Emniyet--------------------HAVF:Korku
130-SİMEN:Semiz,Tok,Şişman--------İCAF:Açlık
131-DUHUL:Girmek----------------- HURUÇ:Çıkmak
132-SEHL:Düz Yer--------------------HAZN:Engebeli Yer
133-EBYAD:Beyaz-Bembeyaz---------ESVED:Siyah-Simsiyah
134-BEY':Alış--------------------------ŞİRA:Satış
135-YEMİN :Sağ---------------------- ŞİMAL:Sol
136-FETA:Genç -----------------------ŞEYH:Yaşlı
137-ŞECAAT:Kahramanlık-------------CUBN:Korkaklık
138-KİTMEN:Sır Saklama -------------MEZL:Sırrı İfşa Etmek
139-SAĞİR:Küçük---------------------KEBİR:Büyük
140-SAYF:Yaz-------------------------ŞİTA:Kış
141-SERRA-NE'MA:Mutluluk-Bolluk--DARRA-ZARRA:Sıkıntı-Darlık
142-NEF'UN:Fayda--------------------ZARRA:Zarar
143-İŞRAH :Genişlik-------------------DAYK:Darlık
144-İNKİYAD:Boyun Eğme------------İKRAH:Zorlama
145-DIHHUN:Ziya-Işık-Aydınlık------ZILLUN:Gölge
146-KUDRET:Güç Yetirme------------ACZİYET:Aciz Kalma
147-AREFE:Bilmek-Tanıma-----------İNKAR:Tanımamak
148-ALENİYET:Aleni-Açıklık---------SIRR:Gizlilik
149-A'LA-ULVE:Yükseklik------------SUFLE:Alçaklık
150-AMMADE:Bilerek-Tammüden----SEHV:Unutarak
151-İMARET:Onarmak----------------HARAB:Bozmak
152-GUDUVVE-İŞRAK:Günün Başlangıcı-ASAL-İŞA:Günün Sonu-Akşam
153-MEŞRİK:Doğu---------------------MAGRİB:Batı
154-RİKKAT:İncelik--------------------GİLZA:Kalınlık
155-FETKUN:İki Bitişik Şeyin Arasını Ayırmak-RETKUN:Yapışık-İki Şeyi Birleştirmek
156-FERAĞ:Boş olmak----------------ŞUGUL:Meşgul Olmak
157-FURAT:Tatlı Su-------------------UCAC:Acı Su
158-KATR:Nafakayı Azaltmak----------İSRAF:Çok harcamak
159-KABLE:Önce -----------------------BA'DE:Sonra
160-KILLETÜN:Azlık-------------------KESRETÜN:Çokluk
161-LİN:Yumuşaklık--------------------HUŞUNET:Sertlik
162-NEZELE:İnmek--------------------HARECE:Çıkmak
163-NAKD:Bozmak-Yıkmak-------------İBRAN:Teyit Etmek-Sağlamlaştırmak
164-İNSİYYE:İnsani-İnsana Yakışır----VAHŞ:Ünsiyet Peyda Etmemiş-Evcilleşmemiş
165-VED'UN:İndirmek-Koymak--------REF'UN:Kaldırmak
166-İLLİYYÜN:Müminlerin Amel Defteri--SİCCİN:Kafirlerin Amel Defteri